Dünyanın ilk sabit diski hayatımıza tam 27 yıl önce girdi. Klavye ve ekran gibi harici bileşenler hariç o günden bu güne pek az parça varlığını ve önemini korumayı başardı. Elbette geçirdikleri evrimi de göz ardı etmemek gerekiyor. İlk sabit disk tam 15,8 metre metre çapındaydı ve sadece 5 megabayt veri taşıyabiliyordu. Oysa bugünün diskleri sadece 7,9 santimetre çapında ve 1 terabayt; başka bir deyişle ilk sabit diskten 200 bin kat daha fazla veri taşıyabiliyor.
Mikro bilgisayarlar için ilk sabit diski ST506 koduyla 1980 yılında üreten Seagate aynı zamanda endüstri standardı haline gelen ve bugün hala kullanılan boyuttaki sabit diski geliştirdi. Firma devamında 1997 yılında dünyanın dakikada 15 bin devir yapan ilk sabit diskini tanıttı.
Gelinen noktaya karşılaştırmalı bakmak gerekirse, dünyanın ilk 1 GB kapasiteli sabit diski 1980 yılında 250 kg ağırlığında, boyut olaraksa bir buzdolabı kadardı ve IBM 3380 ismiyle 40 bin dolara satılıyordu. Aynı IBM şu an bir madeni para büyüklüğündeki sabit diske aynı kapasiteyi sığdırmayı başarmış durumda.
Artan ihtiyaçlar
Bugün oyunların bile 10 GB kapasiteli DVD sürücülerde geldiği, yeni nesil DVD formatı Blu-Ray'in disk kapasitesinin 50 GB, güncel işletim sistemlerinin kapladığı yerin 10 GB üstünde olduğu bir dönemde sabit disklerin önemi de her zamankinden daha belirgin hale geliyor.
Özellikle taşınabilir bilgisayarlar satışlarının masaüstü sistemlerinkiyle eşitlendiği bu günlerde küçük boyutta, az pil harcayan ve yüksek kapasite sunan sabit disk sürücülerin yarışının gerekçeleri daha iyi anlaşılıyor.
Bu alanda öne çıkan seçeneklerden biri de açılımı Solid State Drive olan SSD oldu. Son dönemde adını daha sık duymaya başladığımız bu teknoloji aslında özellikle USB portu üstünden bilgisayarlarımıza bağlanan flaş belleklerle aynı mantığı taşıyor. Geleneksel sabit disklerde aynen pikaplarda olduğu gibi bir ya da birden fazla metal disk dakikada binlerce tur atarak dönerken iğne benzeri bir uç diskin üstündeki yüzeye bilgi yazıyor ya da okuyor. Kapasite olarak büyük alan sunsalar da bu tip diskler sürekli hareket ettikleri için hem sesli çalışıp hem de pil tüketimine olumsuz etki yaparken aynı zamanda sarsıntılara karşı hassasiyetlerinden dolayı veri kayıplarına da daha meyilli oluyorlar. Oysa SSD diskler hiçbir hareketli parça içermediği için hem sessiz, hem daha az enerji harcıyor hem de veri kaybına karşı daha dirençliler.
SSD'nin kullanıldığı hayatımızdaki en popüler örnekler IBM X300, Apple Macbook Air ve Asus EeePC oldu. Her üç bilgisayar da hafiflik ve uzun pil ömrü konusundaki şöhretlerini aslında SSD disklere borçlu.
Fiyatlar el yakıyor
Ne var ki bunca tercih edilir yapısına rağmen teknolojinin istisnasız her alanında olduğu gibi yeni bir kulvar olduğundan dolayı fiyat rekabetinde geleneksel sabit disklere karşı SSD'ler heveslileri kara kara düşündürüyor. Örneğin Apple'ın dünyanın en ince bilgisayarı olarak satışa sunduğu Macbook Air'in 80 GB sabit diskli sürümü 1800 dolarken 64 GB kapasiteli SSD sürücülü olanı 3100 dolara satılıyor. Yani daha az kapasiteli bir model için neredeyse iki katı bedel ödemek zorunda kalıyorsunuz. Bunun da anlamı bir süre için SSD disklerin sadece hevesliler ve bütçesi bol olanlar için tercih edilebilir olacağı. Ancak sektör uzmanları geleceğin teknolojisinin SSD olduğunda hemfikir.
Geleneksel sabit disk dünyasının en büyük markası 1979 yılından bu yana bu alanda hizmet veren ve rakiplerinin hemen hepsini satın alarak liderlik koltuğuna oturan Seagate. Firma yetkilileri şu an en büyük rakipleri lan SSD sürücülerinin en büyük üreticisi Samsung ve Intel'in kendilerine ait birçok patenti izinsiz kullandığını ve günü geldiğinde dava açacaklarını söyleyerek aba altından sopayı gösteriyor.
Bu yıl özellikle Intel'in SSD üstüne yoğunlaşacağı biliniyor. Samsung ve SanDisk gibi rakipler de avantajı kaybetmemek için siperlerinde bekliyor.